18 Ağustos 2017 Cuma

Kahve Molası - Yarım Saatlik Kung Fury Macerası

Kung Fury'i bugün öğle arası seyrettim. Fantastik-aksiyon-komik desem  abartmış olur muyum acaba? Yoo... Olmam valla. Abartının kralı bu film. Bayıldım ne yalan söyleyeyim. Teee 1980 li yıllar...  Kahramanımız Kung Fury, bir bilgisayar aracılığıyla zamanda yolculuk yapıyor. Hey! 1980'ler bilgisayarların evlerimize girdiği ilk yıllar değil mi? Koca koca kutulardı ya hani...

Film bahanesiyle memleketime bilgisayarın giriş tarihlerini şöyle bir gugılladım. Üretici olmaktan çok sosyalleşmeye yatkın yurdum insanı  1960'da bilgisayarla, 1993 de ise internetle tanışmış. İlk kez  bilgisayar Karayolları Genel Müdürlüğü'ne alınmış. Ve karayolundaki çalışmaların modernize edilmesi amaçlanmış. Sonra şirketlere yayılmış gitmiş. 1980'ler itibariyle evlerimiz bilgisayara kapılarını açmış.


Yukarıdaki Time'ın kapağı 3 Ocak 1983 yılına ait.  Her yıl bir ünlüyü yılın insanı seçen Time dergisi, tarihinde bir geleneği yıkımış. 1993'te, bilgisayarı  kapak yapıp  "Yılın İnsanı" daha doğrusu yılın makinesi seçmiş. Aaa... Bi dakka... Arkadaşım konumuz Kung Fury değil miydi? Nasıl geldim ben buraya şimdi? Gene mevzuyu dağıttım di mi?

Sözün Özü: 1980'li yılların popüler kültür imgelerini  seyretmek, müziklerini hatırlamak, İskandinav tanrılarının hükmettiği dönemde Thor'la karşılaşmak,  Nazi Almanyasının lideri Hitler'i, filmdeki adıyla Kung Führer'in ucubikliklerine,  nazilerin dünyasına, dinazorlara, dev robotlara, Kara Şimşek'e yine yeni yeniden tanıklık etmek isterseniz ve  elbette o yılların Kung Fu filmlerine bayılan bencileyin bir bünyeye sahipseniz, asyatik sporlarla polisiyeyi harmanlamış yarım saatlik bu aksiyon filmi keyifle seyredeceğinize eminim. İlk fırsatta yeniden seyreceğim:)

  


15 Ağustos 2017 Salı

Bilmeceli Rüyalarım


Oldukça debdebeli bir gündü. Eve geldiğim gibi koltuğa uzandım, hayallerimin dizinde uykuya daldım. Hayırdır inşallah... Bir rüya gördüm.

Ofisteki masamın önünde ayakta duruyorum. Masadaki üç kocaman  kaseye tüm merakımla bakıyorum. İlkinde sıcak, ikincisinde soğuk, üçüncüsünde ılık yazıyor. Bir elimi ilk kaseye daldırıyorum. Çok sıcak. Diğer elimi ikinci kaseye daldırıyorum. Feci soğuk. Bir süre öylece duruyorum. Sonra iki elimi çekiyorum.  İki elimi birden ılık su  yazan  kaseye sokuyorum. 

Bu su ılık mı gerçekten, diye ellerime soruyorum. 
Az önce sıcak sudan çıkardığım elim:
- Soğuukk! diyor.
Soğuk sudan çıkardığım elim:
- Sıcaakkk! diyor. 

Diyorum ki ellerime:
- İkiniz de aynı sudasınız. Niye farklı  konuşmaktasınız?

Uyandım. Bilmeceli rüya mı bu? Şaştım.



12 Ağustos 2017 Cumartesi

Ukulele Ve Dümteke


İlhami abi, sipariş verdiğim klipsli ukulele akort cihazını nihayet getirdiğini söyleyince, eteğimi uçura uçura müzikevine gittim. Minik aletini, ukulelemin tepeciğine iliştirdim. Ohh, diye derin bir iç çektim. Akort edemiyorum, o nedenle müzik aleti çalmayı beceremiyorum diye  artık kendime bahane  öne süremeyecektim. Zaten bu kez kararlıyım. Ukulele çalmayı öğreneceğim. Minicik bir alet. Her yere götürebilirim. Tatlı, iç ısıtan sesi var. Dilediğim şarkıyı söyleyebilirim. Üstelik hiç fena gitmiyor. Birkan Erdem'in hazırladığı videolarla epeyce ilerledim. O kadar ki, şu anda çalıştığım şarkı ne biliyor musunuz? Nanananoom! Somewhere  Over The Rainbow. İşte AKORLAR'ı...  Ve işte çalışma videom... 


Gizli Not- 
İlk fotoğrafta ukulelemin sırtını dayadığı darbuka var ya, o da benim:) Tam müzikevinden çıkıyordum. İlhami Abi, 
- Senin darbukan var mıydı, dedi. 
- Darbuka mı? Benim mi? Yoo... dedim. Yok.
Elindeki siyah darbukayı uzattı. 
- Al bunu, dedi.
- Ben mi? Niye ki? dedim.
- Bi denemediğin darbuka kaldı. Güldü. İstersen bunu sana alış fiyatına vereceğim, dedi.
Bazı kadınlar ziynet almaktan, bazıları çanta, ayakkabı giysi almaktan kendilerini alıkoyamazlar. Benim zaafım da kitaplardı. Şimdi müzik aletleri eklendi. Darbukayı elime aldım. İki düm teke düm tek yaptım. Hahhhayy! Bayıldım. Tamam dedim. Satın aldım. Öyle işte:) 

Durun, artık ukulele dersime geri döneyim...


Bu şarkıyı söyleyen  Havaili şarkıcı Israel Kamakawiwo'ole, 1997 de vefat etmiş. Yattığı yer nur dolsun. 



11 Ağustos 2017 Cuma

Şşşth Kimse Duymasın-33-


Yukarıda  fotoğrafını  gördüğünüz genç adam  Edgar Wright'ır. Ve  bugün tesadüfen denk gelip seyrettiğim Baby  Driver adlı filmin hem yazarı hem  yönetmenidir. Bugünden itibaren gönlümün en mutena  köşesine  taht kurup yerleşmiştir. Niye mi? 



Bugün ikindi vakti parmaklarımın ucuna basa basa ofisten kaçmıştım, tamam mı? İşler boyumu aşmıştı. Tepeden tırnağa bunalmıştım.  İyi ama, kafamı ofisten çıkarmıştım ki, o ne? Sokak değil sanki cehenneme kapı aralamıştım. Üç adımda arabama zıpladım. Hemen camları sonuna kadar araladım. Dedim ki, "Bu sıcakta en iyi serinleme mekanı sinema!" Durur muyum?  Gaza bastım... Marş marş ilk sinema salonuna daldım. Gözüm bir şey görmedi. Denk gelen bir filme hemen bilet aldım. Filmin adını Tam Gaz diye türkçeleştirmişler.  Ne olduğu hakkında fikrim yok ya.. Pek umutlu olmasam da...  Hiç olmazsa serinleyecektim... Ve film başladı...  

Abicim olmaz böyle bir şey!  Birbirinden harika müziklerin ritminde film nefes nefese akıyordu. Ya oyunculuk... Ya o muhabbetler...  Üstelik film daha önce seyrettiğim pek çok filme selam çakıyordu.  Ya o soygunlara ne demeli... (ehem... içinde soygun olan filmleri oldum bittim ayrı severim:)  Baby Driver'in son zamanlarda seyrettiğim en keyif aldığım aksiyon filmi olduğunu tüm samimiyetimle söyleyebilirim. Salondan çıktığımda keyfim yerindeydi. Sinemanın hayatımı eşsiz kıldığını yine yeni yeniden hissetmiştim. Ve elbette... Yönetmenini çok merak etmiştim.


Şeeyyy...
Film kareleri yerine, 
filmin yönetmeninin fotoğraflarını koymam sırf bu sebepten...

Gerçekteeen:)







5 Ağustos 2017 Cumartesi

Ukuleleye Giriş Ve Beni Vur'a Zıplayış




Sahiden ukulele satın aldım.  Veee... Hemen kollarımı sıvadım. Önce sanal alemde ukulele öğretmeni aramaya başladım. Gerçekten en şahanesini buldum.  İşte ukulele öğretmenim.  Adı Birkan Erdem'miş. Aslında İngilizce Öğretmenliği'nde öğrenciymiş. Tanışmıyoruz elbette... Lakin tüm dilekleri gerçekleşsin, ukulele çalmayı öğrenmek için öyle muhteşem videolar hazırlamış ki... Müthiş! Vallahi bir haftada, hayatın hay huyundan arta kalan zamanlarda yaptığım çalışmalarla 10. videoya geldim. Çok iyi gidiyor. Sabırla öğrenmeye niyetliyim. 

Gizli Not- Ukulele öğretmeni nasıl olsa bilmiyor beni ya.. Şimdi 10. videodan çok ileri videoya atladım.  İşte bu şarkıya çalışmaya başladım.

Beni vur beni onlara vermee
Külümü al uzak yollara savuuurr
Dağılsın dağlara dağılsııınn bu sevdamııız
Ama sen ağlaaama durrr

Ahmet Kaya/Beni Vur


Ne tatlı çalıp söylüyorlar. 
Ah! Ben de çalıp söyleyebileyim, ne olur:)



23 Temmuz 2017 Pazar

Zifirname

Deli Gücük adına aşinaydım. Yalanım yok, konusu nedir, Deli Gücük kimdir bilmiyordum. Tamamı Türk yazar ve çizerleri tarafından oluşturulmuş bir grafik roman olduğunu duymuştum. Zifirname, Deli Gücük'ün üçüncü serisiymiş.  Memleketimin çizgi roman sevdalılarının emeklerini desteklemek amacıyla satın aldığımı söyleyebilirim. Bizim memlekette, çizgi roman çizerek geçinebileceğini düşünmüyorum. O nedenle böyle emek verilmiş yerli üretimleri çok kıymetli buluyorum.  Zifirname'yi kitapçıda gördüğümde, aldığım diğer kitapların arasına koyup kasanın yolunu tutmuştum.  O zamandan bu zamana kör noktamda kalmış olmalı ki bıraktığım yerde  unutmuşum.

Dün gece uyuyamamıştım. Ay bulutların arasına gizlenmişti. Karanlık mı karanlık, sessiz mi sessiz bir gece hüküm sürmekteydi.  Karanlıkta volta atamaktan bezgin düşmüş olmalıyım. İkili koltuğa oturdum. Ayaklarımı altıma topladım. Gene kendimle başım beladaydı. Pişmansız bir rahatlık hayal ettim. Kim bilir saat kaçtı? Koltuğun hemen yanındaki abajura uzandım. Düğmesine bastım. Oda bir nebzecik aydınlandı. Birdenbire Zifirname'yi gördüm. Sehpada, abajurun yanında duruyordu. Kitabı elime aldım. Kabına baktım. Zifiri soğuk rengi ruh iklimime iyi geldi.  Kimi zaman doğruluğunu ispatlayamayacağım, benim bile doğru dürüst anlam veremediğim durumlar yaşıyorum. Kitaptan bir efsun geçtiğini hissettim. Birdenbire gözlerimi kapadım. Bir sayfasını araladım. 97. sayfa.  Nasıl şahane çizimler anlatamam... Sayfaya hızla göz atıp okumaya başladım. Dondum kaldım! İlk okuduğum cümle "Ben senin vicdanınım, boşa uğraşma beni öldüremezsin" diyordu. Şöyle devam ediyordu: "Eskiden doğruları olan bir adamdın şimdi o doğrular sana hükmediyor, doğruların kölesi oldun Deli Gücük. Doğru mu değil mi düşünmüyorsun.. Vicanın ne diyor sormuyorsun artık. Hiç konuşmuyorsun benimle. Sınamıyorsun kendini." 

 
Sonra kitabın ilk sayfasını açtım. "Doğru söylerim halk razı değil, eğri söylerim hak razı değil." diye yazıyordu.  Hışımla kitabın sayfalarını dalgalandırdım. Birbirinden muhteşem çizimler... Resmen efsunlanmıştım. Arkama yaslandım. Kitabı tüm merakımla okumaya başladım.

Dün gece memleketimin  yirmi iki çizer ve beş yazarının hazırladığı Zifirname'deki birbirinden büyüleyici  çizgilerin ve masalların menzilinde o diyar senin bu diyar benim dolaştım dolaştım dolaştım.

"-Ne sakin bir gece değil mi?
-Sen öyle diyorsan.."

Zifirname'ye var ya... Tek kelimeyle bayıldım. Uyumuşum.



19 Temmuz 2017 Çarşamba

Akıntıya Karşı Yolculuk


Yürüyordum. Hem yürüyor hem adımlarımı takip ediyordum.  Bir adım... Bir adım daha... Sanki o ayaklar benim değildi. Kendime, başka biriymişim gibi görünüyordum. İliklerime kadar ürperdim. Hemen  aklıma gelen ilk şarkıyı söyleyiverdim. 

"Dünya inan ki bildiğin gibi değil çocuk. 
Bir dümensiz sandal, belki oyuncak bir kayık.
 Leyla sensin, sevdiğin hayal değil çocuk. 
Eski bir sevdadır akıntıya karşı yolculuk."

Hüsnü Arkan söylemiyor muydu bu şarkıyı...  Ezginin Günlüğü hani... Çok severim. Ne çok oldu dinlemeyeli... Nereden aklıma geldi kim bilir? Saçlarımda yaz yağmuru, ellerimde nergis kokusu... Adım adım yürümeye devam ettim. Bütün hayatım uzak bir yıldızdan düşmüş gibiydi. Dilimde bir gençlik şarkısı... Gözetledim kendimi... Bendim.



Dün Geride Kaldı Cancazım... Pekiii... Dün Neler Yaptım?

 
Çizgi roman okudum.


Ukulele ile bari 2 şarkı çalabilsem diye hayal ettim.


 
 Ukulele çalmaya niyetlenince, Bazıları Sıcak Sever'in ukuleleli bölümlerini seyrettim.



Bu filmi seyrettim ve filmin  bitiminde ruhumun büyülendiğini hissettim.

ve elbette müziğini defalarca dinledim.





17 Temmuz 2017 Pazartesi

Bu Hafta Neler Yaptım?

Önce Moğolistan'da dolaştım. İlla bedenen gitmem şart değil ki...  Gene bir belgeselin içinden geçiverdim. 14. yüzyılda Cengiz Han'dan sonra Çin'e dahil olan Moğolistan, 1921'de SSCB'nin bir parçası olmuş, 1992'de demokrasiye geçiş yapmış.

Moğolistan'da tıpkı Alman  Neo Naziler gibi dazlak, vücutlarına gamalı haç dövmesi yaptıran, Nazi giysileri ve aksesuarlarıyla dolaşan, duvarlara "Çinlileri vurun" gibi yazılar yazan, Hitler hayranı, Çinlilerle ya da yabancılarla arkadaşlık yapan kızların saçlarını kazıyan,  aşırı milliyetçi Moğol gruplardı belgeselin konusu. Devletin acizliği ve Çinlilerin Moğolistan'daki adaletsiz uygulamalarının neticelerinden biri olduğunu düşünülen bu Moğol neo nazilerinin vaziyetini seyretmek  şaşırtıcıydı. 

 
 
 




İkinci uğrak yerim ise, her 17 saniyede bir tecavüz  yaşanan, her 4 erkekten birinin tecavüze karıştığı, ilkokuldaki çocukların %85'inin bir şekilde tecavüz, taciz yaşadığı veya şahit olduğu, içiçe evlerde yaşadıkları halde tecavüzü duyup korkudan kimsenin yardım edemediği, erkeklerin yaptıklarını kendilerine hak olarak gördükleri, dava etseler yıllarca sürüp sonuçlanmayan Güney Afrika'nın  sokaklarında dolaştım. Etkilenmemem mümkün değildi. 


 

 

15 Temmuz 2017 Cumartesi

Bilmemek Değil Öğrenmemek Ayıptır Bizim Köyde

 
 

Profesör Alice Roberts'in üç bölümlük  İnsanın Kökenleri'ni seyrederken,  "Canlılar arasında gözlerinin beyazı görünen sadece insanlardır." tadında bir cümle sarfetmişti. Tüm cehaletimle, koskoca profesöre inanmadım. Hayvan gözlerini gugılladım. İnanamadım. Haklıymış. Şaşakaldım:)


13 Temmuz 2017 Perşembe

Merak Duygumun Kökenleri


İnanınız, Profesör Alice Roberts'in üç bölümlük  İnsanın Kökenleri adlı belgeselini seyretmemin sebebi, kendisine "dünyanın en güzel bilim insanı", "su içse sıkılmadan seyredeceğim bir sevimli güzellik", "thirty three thousand years egööy..." diyen dilini yediğim, bembeyaz tenine yandığım, güzel mi güzel İngiliz biyolojik antropoloji uzmanı", "bildiğin kemik kelimesini yani bones kelimesini "boönz" şeklinde telaffuz edip beni benden alan şirinlik muskası, belgeselde insan fosili çıksın da, bu abla boönzz desin diye beklediğim zamanlar az değildir" tadındaki lakırdılardır. 

Yoksa ne işim var benim  İnsanın Kökenleri- Kemikler, İnsanın Kökenleri-Sindirim, İnsanın Kökenleri-Beyinler konulu belgeselle:)


-gizli not- 
Üç bölümü arka arkaya seyretmeme sebep ne peki?
Abartma sanatını iyi icra ettiğim için olabilir  diyeceğim demesine de...
Yooo...
Üçünü de tüm merakımla seyrettim yeminle:)